Poems

5 pages
8 views

Yeni Microsoft Office Word Belgesi

Please download to get full document.

View again

of 5
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Share
Description
Yeni Microsoft Office Word Belgesi
Transcript
  YILDIRIM TÜRKER    ERK İLE ERKEK  Erkek üzerine yazmak zordur. Erkek, sert bir kabuktur. Esinlediği dil, kendine benzer. Kaslı, noktalaması esintisiz bir dil. Erkle tartılan, erkle tanımlanan, serüveni erk peşinde bir varoluşun sıkılan bekçisi. Sıkılmak, erkeğin kronik derdidir. Erkeklik söylencesini erk kökünden kurtarıp onu düşgücünün tekinsiz kuytularına emanet etmek için yola çıkan, sıkça kendi kabuğuna toslar. Söylenceden kopmak hiç kolay değildir. Çoğu, zamanla kabuğunu tanır, onu sevmeye , sevdirmeye çalışır. Erkek, kabuğuyla tanımlanır. Erkek, erkinin doruğundayken de sürüklendiğini hisseder. Bütün çatlakları sıvamış, kendi hayatından şöyle ya da böyle bir yükselme serüveni çıkarmıştır. İçin için uğuldadıkça, bastırmak için gürültü yapa r. Sızıntı gürleşmesin. Suyunca çatlamasın erkeklik aynası. Hiçbir erkek, kendiliğinden erkek kalmaz. Erkeklik, sıkı sıkıya uyulması gereken bir akittir. Emek ister. Kabuğa sığana dek. Sonrası kolay. Kanat çırpmaya gerek kalmadı. Süzülerek varır hikâyesi nin sonuna. Erkek, önceden ve toptan teslim olmanın adıdır. Erkek, buralı olmadığını bilir. Sakardır, sarsaktır, geç öğrenir. Tutunmak için kendine ve dünyaya binlerce söz vermesi gerekmektedir. Derin bir suçluluğa, işgal altındaki bir dünyaya doğar. Daracık gözerimi, meşruiyetinin sınırını belirler. Yegâne meşruiyetin erk olduğunu bilir. Dünyalıymış gibi davrandıkça dünyayı incitir. Dünyayı incittikçe varoluşunu meşrulaştırır. Erkek, bir meşruiyet sorunsalıdır. Erkek, zalim olmadan kendi olması imkansız, lanetli bir yaratıktır. Daha küçücük bir adam tomurcuğuyken bildiği yasakların karşısında hırçın bir yasakçı. Erkeklik, hiçbir zaman ulaşamayacağı hayali bir zirve. Kamaşma anlarında, korkunun burgaçlanarak bedene girdiği yerin, o büyülü kaldıraçı n ucunda yapayalnız. Orada biraz soluklansa. İnziva, erkeğe en çok yakışandır. Kişinin dünyayı ve içinde kaybolmuş kendini dinlediği inziva hali, erkeğin kendi çıplağına dokunduğu yegâne uzaydır. Kendini her gün tüketip yeniden kuran münzevi, bir gün er  kle tartılmaktan istifa edecektir. Meğerki erkle tartılmanın tüketici gerilimi, yerini şahane bir huzursuzluğa bıraksın. Erkek dilinin buyurgan imlâsı dışına taşamadığım için, taşaklarımda ince bir sızıyla erkeğe yine de suskunluğu biçiyorum. Öte yandan münzevinin yepyeni bir dile duracağına inanıyorum. İtirafsız, yargısız, rekabetsiz, erkin her türünden soyunmuş bir dile. Erkeğin, bir söylence olarak tükenip gitmemesi için dünyaya esrimeyle tutunması gerektiğine inanmak istiyorum. Gürültücü haylazla dü nyanın efendisi arasında bir sarhoşluk anı olmalı. O anı bütün bir hayata yayabilir misin? Sana reddedilmiş erkekliğin küfrüyle saldıracaklar. Olsun. Bak, buradan görünen ufuk sonsuz. Erkten soyunabilmenin, bir hiç olabilmenin yolunu nasıl döşemeli? Erke k, erkeğe dokunabilmeli sözgelimi. Simgesel olarak da, gerçekten de. Erkek olmanın imkânlarını zenginleştirmek, erkini tehlikeye attığın oranda mümkün. Erkek, erkeğin kapısında tanıyacak kendini. Birlikte korkarak, inzivanın kuytularında birlikte soluklan arak. Erkek arkadaşlığını, uçurum kenarına taşımak gerek. Erkekten korkmadığında erkek olmak da kıyıcılığından silkinir belki. Erkeğin özgürlüğü, erkin her türünü sorgulayarak başlar. Erkin her türlü uygulamasından feragat edebildiği ölçüde özgürleşir, er  kek. Öyleyse; sinsilikten, ketumluktan, yalnızlıktan gerçek inzivaya. Kontratlardan gayri meşru bir varoluşa.  Ebedi rekabetten dostluğa. Kolay çatılmış akıldan Heves'in kuracağı tuzaklara. Erkekliğin saldırganlıkla, meydan okumayla, savaşçılıkla, avcılıkla tıka basa doldurulmuş, hazzı kıyıcı zaferlerde bulan tanımını silmek; karşılığında kocaman, uğultulu bir boşluk bırakmak gerek. Genet'nin siyahlar için sorduğu can alıcı soruyu erkek adına gasp ederek soralım haydi: "Erkek ne? Cinsiyeti ne bir kere?" 'Erkeklik En Çok Erkeği Ezer' - 'Hegemonik Erkekliğin Peşinden' Metinleri ile İlgili Açılım - ERKEKLĠK EN ÇOK EREKEĞĠ EZER (Tayfun ATAY)  - HEGEMONĠK ERKEKLĠĞĠN PEġĠNDEN (KurtuluĢ CENGĠZ - UğraĢ UlaĢ TOL –   Önder KÜÇÜKURAL) Tayfun Atay şahit olduğu iki erkek arasındaki diyalogla başlıyor metine;   *‘Yıllar önce tartışmalarına tanık olduğum iki erkekten birinin diğerini sakin olmaya çağırırken sarf ettiği sözler unutulmazdı. Hayli öfkeli ve uzlaşmaz bir ses tonuyla kendisine hitap eden hemcinsinden  yalvarırcasına rica etmişti: ‘Kardeşim biraz dişi konuş.’ diye…’    Muhtemelen aynı kültürel iklimin içerisinde yetişmiş bu iki insandan birinin böyle bir talebinin olması, o kişinin ‘erkeklik’e atfedilen sertlik,öfke,saldırganlık,uzlaşmazlık gibi vasıflardan   gelebilecek zararları tecrübe ettiğini ve bundan muzdarip olduğunu gösteriyor. Dahası bunu dile getirmek en zor olanı muhakkak; çünkü toplumumuzda alışılageldiği üzere ‘normal’ olan kadınlığın ve kadına atfedilen vasıfların aşağılanmasıdır. Bunun aksi bir   tutum içinde bulunmak karşıdaki erkek egemenliği savunucusundan tepki almak anlamına gelir. Bu kişi üzerinde oluşan baskıdan anlaşılıyor ki ‘erillik’ kadın üzerinde yarattığı egemenliği, onu egemen kılan erkek üzerinde de kuruyor ve bunun baskısını oluşturuyor. Erilliğe bu açıdan; yani iktidar olan tarafından baktığımızda kadının yaşadığı kadar önemli bir sorunla karşılaşıyoruz aslında.   *‘Erkek iktidarının oturmuş, yerleşikleşmiş ve kurumlaşmış kültürel örüntüsü içinde erkeklerin kadınları ezdiği doğrudur.    Bununla birlikte kadınların kedilerine korumaya almak için belli direniş stratejileri geliştirdiğini unutmamak gerekir.’    Kadının iktidara karşı direnişini göstermesi, duygusallığını,cinselliğini ve zekasını kullanarak onu yönlendirmesi şeklinde olur. Bu bir çeşit eril yaşamın içinde var olabilme taktiğidir. Kadının ‘erkeklik’ kültürü altında ezilişi toplum tarafından fark edilmiş,kabul görmüş bir olgudur. Bu nedenle bir yeterli olmasa da bir bilinç gelişmiştir bu konuda ve hatta sivil- resmi oluşumlar ortaya çıkmıştır. Erkeğin bu iktidar altında ezilişi ise değil buna karşı kurumlar oluşturacak, toplum tarafından sorunsallaştırılacak bir konu bile değildir henüz. Erkekler ‘erkeklik’ in nimetlerinden memnun, dezavantajlarına ise düzene ayak uydurma yolunu seçerek hiç yoklarmış gibi yaklaşır, bundan sahte bir haz alırlar.   *‘Burada kadının ve kadınlık kimliğinin erkeklik ve erkek karşısındaki eşitsiz ve ezilmiş konumundan farklı olarak, bir kimliğin bir başka kimliği ezmesi değil, bir kimliğin bir benliği ezmesi durumu ortaya çıkar… Yani, erkeklik, kadını dışardan, erkeği ise içerden yıkan bir kimliktir. Toplum tarafından doğallaştırılan ve artık yadırganmaz hale gelen bu egemenlik anlayışını yıkmanın ilk adımı kadınlığı ve erkekliği anatominin,doğanın bir sonucu   olarak görmemek, bunları kaçınılmaz insanlık halleri olarak değerlendirmemekten geçiyor sanırım. Bunlar kültürden kültüre değişebilecek hallerdir ve bunu öngören doğa  değil, insandır. Kadınlık ve erkekliğin kültürlere göre çeşitlilik gösterdiğini ortaya k  oyan bir araştırma:   *‘Antropolog Margareth Mead’ in 1930 ların başında Okyanusya yerli kabileleri üzerinde  yaptığı araştırmalara dayanarak yazdığı kitabında Mead(1950), kültürel çeşitliliğin nasıl  farklı toplumsal cinsiyet inşalarına yol açabileceğini örneklemektedir. Papua Yeni Gine’deki üç farklı topluluk üzerinde yapılmış araştırma. Bunlardan biri olan Arapesh toplumunda, hem kadınlar hem de erkekler modern Batı’da kadınlardan beklenen tutum ve davranışları  sergilerler: Yumuşak, hassas, başkalarının istek ve taleplerine duyarlı, işbirliğine açık ve  saldırganlıktan uzak… İkinci topluluk Mundugumor’ da ise kadınlar da erkekler de Batı dünyasında erkeklerden beklenen davranışları sergilemektedirler: Şedit, saldırgan ve sert…  Ama en ilginç üçüncü topluluk ola n Tchambuli’de ortaya çıkan durumdur. Burada kadın ve erkek davranışları Batı’daki (ve tabiki Türkiye’deki) beklentinin tam tersidir. Erkekler uysal ve yumuşak olup alışveriş yaparlar, evin ihtiyaçları ve çocuk bakımıyla haşır neşir olurlar.  Kadınlar ise sert, dominant ve yönetici tavır sergilemektedirler.’    Bu gibi toplumsal cinsiyet çeşitliliğinin ortaya konduğu çalışmalar gösteriyor ki mutlak ve tarifi tek bir ‘erkeklik’ ya da ‘kadınlık’ tan söz edemeyiz. Bu gibi erkekliğin bir iktidar mekanizmasına dönüşmediği durumlar olmasına karşın içinde yaşadığımız toplumda erillik baskın biçimde iktidarın sahibi haline gelmiştir. İktidarın baskısını da ‘öteki’ kadar ‘iktidar sahibi’ de hissetmekte ve bu onu içerden kuşatmaktadır.   *‘Foucault için iktidar, insanların belli amaçlar doğrultusunda kazandığı, ele geçirdiği ya da  yararlandığı bir araç değildir. İktidar zayıf ve bastırılmış kesimler kadar hakim ve güçlü kesimleri de kuşatır; dolayısıyla her iki kesim de eşitsiz ama hiyerarşik olan, ama hiçbir  şekilde kendi kontrolleri altında olmayan iktidar ilişkileri içerisinde yer alırlar.’    Eşitsizlik olarak adlandırabileceğimiz bu baskın olma hali kendini tarihte ilk olarak doğa ve insan arasında göstermiş. İnsanın sömürüsü öncelikle oprak üzerinde başlamış. Tarımsal etkinliğin örgütlenerek fiziksel güç gerektiren aletlerle (saban) uygulanmasıyla birlikte de ikinci şitsizlik baş göstermiş; erkekle kadın arasındaki eşitsizlik. Bu durum kadını erkeğe bağımlı ve mahkum kılmış, tarlayı sürüp,sürüyü gümek ve mülkiyet sahibi olm a çabası fiziksel gücü kaçınılmaz kıldığı için kadın eve hapsolurken, erkek bir anlamda hayatın kurucusu, yürütücüsü olmuştur. Oysa araştırmalara göre besi toplayıcılığıyla ekonomisini kuran toplumlarda doğaya hakim değil, tabi olunan bir düzen gözetildiği   için toplumsal anlamda eşitlik de sağlanmıştır.   *‘Bir ekonomik geçim etkinliği olarak besin toplayıcılığı, içerisinde iktidarın neredeyse buharlaştığı bir insani toplumsallık modeli olarak betimlenir: ‘Kamu ve özel alanın en az ayrıştığı, hiyerarşinin en az vurgulandığı, saldırganlık ve rekabetin en çok engellendiği, hakların, etkinliklerin, kadının ve erkeğin etki alanlarının en çok örtüştüğü toplumlar besin toplayıcılardır.’    ‘   Burada görünen, kadın etkinliği olarak ortaya çıkan bir ekonomik yapı içerisin de kadının belirleyici olmasına rağmen toplum içerisinde bir eşitsizliğin söz konusu olmayışıdır. Yani kadının üretimde merkezde yer alması bir kadın iktidarı oluşturmamış aksine iktidarın erimesine yol açmıştır.   *‘Doğayı tarımla ezen insanın cinsiyeti erkektir. Aynı insan kadını da ezer. Bu durumu doğa ile kadın arasında örtüşen bir simgeselliğin varlığı da açıklar. Doğa ‘ana’ dır; toprak da öyle. Kadınlar tarlalarımızdır! İnsanı doğadan ayıran ‘kültür’ ve bağlantılı olarak akıl, mantık ve düşünce esasen erkekle ilişkilenir.’    Kadınlığı ve erkekliği birbirini dışlayan ve birbirinin aksi olan kategoriler olduğunu düşündüğümüz ve öncelikle ikisini de fizyolojik durumlarından ötürü değişmez gerçekler olara kabul edip, erilliği doğallaştırdığımız için kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu göremiyoruz. Birisi diğerinin parçası değil, ikisi de birbirinin tamamlayıcısıdır aslında ve bu durumda kadın olmak yada erkek olmak  düşüncesi insan olmamızı yarım bırakan bir hal olarak karşımızda durur.  Toplu msal cinsiyet kavramı kadınlık ve erkeklik kavramlarının toplumsal olarak kuruluşu ve bunun üzerinden değer yargıları oluşturulmasıdır. Bu insanın dünyaya gelişinden ölümüne kadar toplum tarafından ona empoze edilecek olan bir davranış biçimi haline gelece ktir. Örneğin kızlar pembe giyer, erkeklerse mavi…kız çocuğun oyuncağı bebekler, oyunu ise evciliktir; erkek çocuk ise arabalarla oynar, maç yapar… gibi kadınlığa ve erkekliğe giydirilen bu kıyafetler toplumsal cinsiyetin ortaya çıkmasındaki ilk adımlardır. Günümüzde çeşitli spor dalları, bedensel aktivitelere dayanan yarışmalarla ondan beklendiği, ‘olması gerektiği’ üzere erkeğin gücü, çevikliği, hakimiyeti sınanmaktadır ve kadın ise cinselliği, estetiği…yani beden görüntüsüyle yarış içine girer; çünkü erk  eğin(iktidarın) kadından beklediği budur ya da kadın için bu iktidarda söz sahibi olmanın tek yolu gibi görünmektedir. Bunun aksine üretimle, fiziksel aktiviteleriyle iş gücünü oluşturan kadın ise zamanla erkeğe atfedilen sertlik, uzlaşmazlık vasıflarına b ürünür. *‘Hegemonik erkeklik, kadınlara karşı bir üstünlük ilişkisi ve kadınların da bu tabiyete uygun olarak erkeklere hizmet edeceği ve kamusal dünyanın erkeklerin dünyası olduğu duygularını taşır.’    Kamusal dünyanın erkeklere ait olması atölyelerden iş yerlerine geçildiğinde, kentin işlevlerine göre bölümlere ayrıştırılmasıyla birlikte kadının evine hapsolması, dış dünyaya ulaşımının zorlaştırılması ile birlikte başlamıştır. Toplum tarafından doğallaştırılan bu durum zamanla kadınların bile yadırgamadığı;  hatta kamusal hayata katılımı üstlendikleri için onlarla gurur duyarak minnettar oldukları bir hal almıştır.   *’Yaptığımız gözlem ve görüşmelerden edindiğimiz izlenimlerden etrafta dönen ve abartılı bir  şekilde tarif edilen erkeklik anlatısıyla gerçekte tecrübe edilen erkeklik arasında ciddi bir boşluk olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden erkeklik kavramını toplumsal cinsiyet içinde daha nötr bir konum olarak; hegemonik erkeklik anlatısını ise erillik olarak adlandırdık.’    Erkek davranış kalıplarını orada olmayanlar üzerinden kurmaya çalışır aynı zamanda diğer benliklerde olduğu gibi. Bu da erkekliğin baskısını toplum içindeyken hissetmesi ve toplumun öngördüğü ‘erkeklik’ kriterlerine uygun hareket etmek zorunda kalır. Metinde bahsedilen araştırmalarda erkeklerin duygularını bir kadınla paylaşmayı tercih ettiklerini; çünkü erkekle paylaşılan bir zaafın zamanla kendisi için bir koza dönüşebileceği düşüncesi, erkeklikte rekabete dayalı bir tehdit algılaması oluştuğunu ortaya çıkarıyor. Erkekler arasında kadınlarınkine nazaran daha samimi, sağlam, kalıcı arkadaşlıklar kurulduğu görüşü de algılanan bu tehditin varlığı nedeniyle doğru sayılamaz.   Dolayısıyla erkekler arası ilişkiler içinde duygusallığa yer vermemeli, arada hep mesafeli bir soğukluk olmalıdır. Erkeklik davranışlarının diğer bir örneğinde de erkeklerin grup davranışı içinde ‘gerektiği gibi’ davranmaması küçümsemeye maruz kalması, sahip olduğu yetkilerin elinden alınması tedirginliği oluşturur. Örneğin alt gelir grubundan bir gençle yapılan görüşmede, gencin dahil olduğu hiyerarşik oluşumda ‘benim mekanım’ olarak tabir ettiği yerde kendisine güç kanıtlayacak başka bir erkeğin bulunmasına izin vermemesi ve bunu belli kurallara bağlayarak (örneğin ‘burada kimse havalı havalı konuşamaz, kimse bir hatuna yan gözle bakamaz..’ tabirlerini kullanmaktadır.) gerçekleştirmesi anlatılıyor. Araştırmada, aynı şekilde grup içinde cinsel hayatı sorgulanan bir erkeğin eğer vermek istediği cevap ‘erkekliğe’ ters, ‘kadınsı’ bir duygusallık içeriyorsa kesinlikle yalan söyleme, duygularını gizleme yolunu seçtiği açıklanıyor.   Anlatılanlar gösteriyor ki ‘erkeklik’ ve ‘kadınlık’ bizim kurduğumuz iktidarın, erkek olarak egemenliğimizden memnuniyetimizin ya da kadın olarak erkekten zaten egemenlik bekliyor oluşumuzun bir ürünüdür ve toplumsal cinsiyeti, erilliği olağan  durumlar olarak görmeyerek, cinsiyetler için kurulan eşitsizliği doğanın değil kültürlerin ortaya çıkardığını kabul ederek eşitsizliğin çözümü için adım atılabilir.   iktidar erkeklik teknoloji" başlıklı makalesininin  sonuç bölümü "sonuc erkeklık ve teknoloji arasındaki iktidarı da içeren ilişki sürekli olarak birbirini üreten ve destekleyen bir ilişki olsa da, sabit değildir. buradaki iktidar, baskı ve şiddetten çok; dışlama, küçümseme, alay etme, ikna etme, dönüştürme yollarıyla karşısındakini etkilemeye çalışan bir iktidardır. bu ilişkide “güçsüz” tarafın da kendi direnme noktalarını oluşturması olasıdır. bu direnme noktaları ve stratejileri, üzerinde uygulanan iktidarın doğası gereği, doğrudan bu ilişkileri sorgulama ve karşı çıkma şeklinde olmayacaktır. ancak, var olan ilişkiler çerçevesinde zaman zaman kendisini güçlendirecek bir konuma ulaşabilir, ilişkiyi “içeriden” dönüştürebilir. aynı zamanda, hakim konumda olan da, konumu sürekli olarak tehdit altında olduğundan kendini koruma çabası içindedir. karşılıklı gerilim, dönüşüm ve değişim içindeki bu iktidar ilişkileri zaman içinde sürekli bir önceki durumundan farklı hale gelir. yeniden üretildikçe, yeniden yaratılır; bu arada hakim olanla tabi olan bir noktada yer değiştirebilir, hatta eşit konuma gelebilir. erkeklik ve teknoloji ilişkisi de, iktidar ilişkilerinin bu boyutu düşünülerek değerlendirilmelidir. teknoloji hala erkeklerin alanı sayılsa da, kadınlar da bu alanda var olma mücadelesi vermektedir. hakim ik tidara karşı direnme yöntemleri, var olan erkeksi söylemi benimseme ya da ona karşı çıkma ve sorgulama (ve bu durumda dışlanmayı göze alma) gibi farklı şekillerde olabilir. bunlardan birincisi çoğunlukla farkında olmadan yapılır ve hakim söylemi, bir ölçüde de hakim iktidar ilişkilerini yeniden üretmeye katkıda bulunur: bu durumda kadın, varlığıyla ortamın “erkek” doğasını tehdit etmektedir; ancak onlardan biri gibi davranarak toplumsal cinsiyet kimliğini dışlamakta, dolayısıyla kendi varlığını “bir istisna” olarak gösterip orada bulunarak güçler dengesini ve ortamı bozmadığını göstermeye, hakim iktidarla bir çeşit pazarlık yaparak o alanda var olmayı sürdürmeye çalışmaktadır. erkeklerin oyununu, o oyunun kurallarına göre oynayarak ve benzerlerini dışlayan o   kuralları sorgulamayarak, onlarla oynama ayrıcalığını elde etmektedir. iktidar ilişkilerini değiştirmenin daha etkili olabilecek yolu, bu ilişkilerin farkına varıp, onları sorgulamaktır. bu noktada ilk adım, toplumsallaşma yoluyla içselleştirilen değerlerin, ilişkilerin ve durumların aslında “normal” olmadığına dair bir farkındalığa ulaşmaktır. bu ilişkiler fark edilip anlaşılmadan, sorgulanmaları ve değiştirilmeleri mümkün olamaz. erkeklikle teknoloji arasındaki ilişkinin göz önüne serilerek tartışılması   da bu acidan degisime dogru bir “ilk adim” olarak degerlendirilmelidir."
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x