Public Notices

9 pages
225 views

TÜRKİYE’DE ADEM-İ MERKEZİYETÇİLİK AÇISINDAN 1973 SEÇİMLERİ ÖNCESİ VE SONRASI KENTSEL SİYASETİN ÖNEMİ

Please download to get full document.

View again

of 9
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Share
Description
Özet Bu çalışmanın ana amacı 1973 Genel Seçimleri öncesi ve sonrasında yaşanan politik olayların bir analizini yaparak, o dönemin Türkiye’de kentsel siyaset ve adem-i merkeziyetçilik açısından ne tür etkileri olduğunu açıklamaktır. Günümüz Türkiye
Transcript
  BJSS Balkan Journal of Social Sciences /  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi  Volume/ Cil  t 6 Issue/ Sayı 12   142 TÜRKİYE’DE ADEM - İ MERKEZİYETÇİLİK AÇISINDAN  1973 SEÇİMLERİ ÖNCESİ VE SONRASI KENTSEL SİYASETİN ÖNEMİ   Yazar:   Arş. Gör. Mustafa DEMİRKOL 1   Özet Bu çalışmanın ana amacı 1973 Genel Seçimleri öncesi ve sonrasında yaşanan politik olayların bir analizini yaparak, o dönemin Türkiye’de kentsel siyaset ve adem -i merkeziyetçilik açısından ne tür etkileri olduğunu açıklamaktır. Günümüz Türkiye siyasetinde sol partilerin tek  başına iktidara gelememe sorununun temelleri o dönemde atılmış olabilir mi? Bu da yine çalışma çerçevesince yanıt aranacak sorulardan biridir.   Çalışma bağlamında Türkiye’de kentsel siyasetin ve yerelleşmenin tam da önem kazanmaya başladığı bir dönem olan yetmişli yılların,   nasıl olup da bir anda Türkiye’nin yerelleşmesi ve Türkiye’de kentsel siyasetin güçlenmesi adına bir dönüm noktasına dönüştüğünü ve Türkiye’nin bu dönemeçte nasıl tökezlediğinin altı çizilecektir.   Anahtar Kelimeler: Kentsel Siyaset, 1973 Seçimleri, Adem-i Merkeziyetçilik   THE IMPORTANCE OF URBAN POLITICS BEFORE AND AFTER THE 1973 ELECTIONS IN TERMS OF DECENTRALIZATION IN TURKEY Abstract The purpose of this study is to make a short analyze the political events happened in the before and after periods of the 1973 General Elections in Turkey. Another purpose is to explain what kind of effects are there in that time period in terms of urban politics and decentralization. “Is it possible to find the reasons why the left part ies could not come to power in Turk  ey?” is also a research question of this study.  The 1970s was the beginning of gaining importance of urban politics and decentralization. Within the scope of this study, how is this period turned to an important milestone in terms of decentralization and urban politics in Turkish politics will be underlined? Key Words:  Urban Politics, 1973 General Elections, Decentralization 1. Giriş   Genellikle 1970’lerden bu yana gerçekleştirilen neo -liberal politikalar, kapitalizmin sistemsel ve dönemsel açıdan içine girmiş olduğu “krizlerden” bir anlamda kurtulma gayreti olarak kabul edilmiştir. Oysaki her ne kadar neo -liberal  politikaların bir çözüm olarak uygulanmasını ve kapitalizmin dönem dönem yaşamakta olduğu krizlerin sadece bir “ekonomik kriz” olarak değerlendi rilmesi pek de yerinde    Bu çalışma 20 - 21 Mayıs 2017 tarihlerinde düzenlenen International Congress of Management Economy and Policy Kongresi’nde Sözlü Bildiri Olarak Sunulmuştur.   1    Namık Kemal Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölü mü Araştırma Görevlisi , mustafademirkol@nku.edu.tr     BJSS Balkan Journal of Social Sciences /  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi  Volume/ Cil  t 6 Issue/ Sayı 12   143 değildir. Çünkü kapitalist sitemin yaşadığı krizler her zaman için sadece ekonomik krizler değildirler ( http://www.mahfiegilmez.com/2012/03/kapitalizm-ve-uc-buyuk-kriz.html). Bu çalışmada genel hatlarıyla 1970’lerin Türkiye’sinin genel siyasal atmosferinin betimlemesi yapılarak belirtilen dönemin “Türkiye’de kentsel siyaset açısından bir mihenk taşı” olabilecekken bu fırsatın nasıl değerlendirilemediğinin altı çizilecektir. Bu bağlamda nicel bir yöntem kullanılmıştır. 2. Kent Kentsel siyasete değinmeden evvel kentin kısa bir tanımını yapmak gerekirse:   "Kentler, ortaya çıktıkları erken zamanlardan beri toplumsal eşitsizlikleri ve mekânsal ayrışmaları barındıran yerleşmeler olmuşlardır. Binlerce yıl öncesinin kentleriyle günümüzdekilerin belki de en çarpıcı ortak yanı, toplumsal ve ekonomik eşitsizliklere dayalı mekânsal farklılaşmaların varlığıdır" (Kurtuluş,  2003: 75). Kentin bu tanımından hemen sonra ona dair bazı farklı yaklaşımların olduğuna da değinmek gerekir. Bunlardan en önemlilerinden biri kenti ve kentsel siyaseti “mekân” üzerinden okuyan Lefebvre’nin yaklaşımıdır. Ona göre, kapitalist gelişimin kent aşamasındaki mücadele, gündelik yaşamı kapitalist örgütlenmeden kurtarma ve kentsel alanın yönetiminde söz sahibi olma mücadelesidir (Lefebvre, 2013).   Kente ve kentsel siyasete dair çelişkilerin ele alınmasında Castells de oldukça önemlidir. Castells’e göre kent, daimi bir devinimin, akışın içerisinde bulunan toplumsal bir pratiktir (Castells, 1979: 123). Castells kenti siyasal çatışmanın odak noktası olarak ele almaktadır (Castells, 1979: 270 -273). Kent, kentsel çelişkilerden sebepli adaletsizlik ve eşitsizlikleri toplumsal hareketlere dönüştürecek olan eylem ve örgütlenme olanaklarını arttırıp; kentsel kamusal alanı siyasal hareketlerin alanı konumuna getirmektedir.   Castells kentsel hareketler ve kentsel çatışma arasındaki ilişkiyi “kentsel sorun” kavramıyla açıklamaktadır. Ona göre kentsel sorunun üretim sürecindeki önemi, genel toplumsal yapıdaki yeri, özellikle de devletin ideolojik aygıtlarındaki konumu ile yerel düzeydeki ve siyasal yapıdaki etkisinin eşzamanlı olarak belirlenmesiyle tanımlanabileceğini ileri sürmüştür (Castells, 1979: 262).   Çoğu zaman kentsel siyasal hareketler, temelde barınma gereksinimi ve konut sorunu kaynaklı olarak ya da yerleşim alanlarını korumaya çalışan toplulukların hareketleri biçiminde oluşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti mevcut anayasasında da  belirtildiği üzere konut hakkı en temel bir anayasal haktır (https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf ). Anayasal açıdan en temel haklardan birisi olan bu hak, barınma ihtiyacına dayanarak kent sorunsalının önemli bir bileşenini oluşturur. Türkiye’de bilhassa toplumun yoksul ve ihtiyaç sahibi kesimlerinin kullanımına yönelik, bu kesimler için ödenilebilir şartlarda barınma/konut sağlanması problemi, kendisini gecekondu yerleşimi şeklinde kentsel alana aktarmaktadır.    BJSS Balkan Journal of Social Sciences /  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi  Volume/ Cil  t 6 Issue/ Sayı 12   144 3. Türkiye’de Kentsel Siyaset   Türkiye’de ve dünyada   kentin bir siyasal mekân olarak ele alınmasında önemli  bir dönüm noktası   kırdan kente göçün başladığı ve giderek de arttığı dönemlere denk gelmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak gecekondulaşmadan tutun da kentin topografik, demografik, ekonomik v.b tüm yapısının kökten değişmesine tanık olunmaktadır (Tekeli, 2009: 119). Türkiye’de kentsel siyaset açısından önemli bir dönüm noktasını  1960 askeri darbesi sonucunda oluşturulan 1961 Anayasası’nın sosyal bir devlet olma yolunda verdiği vaatler oluşturmaktadır   (https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa61.htm). 1961 Anayasa sın da sosy al devlet ilkesi kabul edilmiş ve buna bağlı olarak da “ refah devleti ”   anlayışı getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda devlet, yurttaşlarına sadece klasik hürriyetleri sağlamayı değil, bunlarla birlikte maddi ihtiyaçlarını karşılamayı da taahhüt ediyordu  (https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa61.htm ). Bu anlayış içerisinde anayasal bir hüküm olarak, devletin dar gelirli ve y oksul ailelerin sağlık koşullarına uygun ev ve konut gereksinimlerini karşılayacağı hükmüne yer verilmiştir. Tabi bu noktada 1968 öğrenci hareketlerinin Türkiye üzerindeki etkileri de oldukça etkilidir. Birçok açıdan “yaşanmakta olan kentleşme deneyiminin , daha önceki dönemlerde görülmeyen ölçüde toplumcu bir açıdan değerlendirilmesine ve eleştirilmesine yol açtı” (Tekeli, 2009: 121). Bu düşünce etkisini yerel yönetim alanında hissettirebilmiştir ilerleyen süreçte.   Modern kentin inşasında siyasetin kentsel   mekâna müdahalesinin olduğu dönem her ne kadar dünyada Paris Komününün gerçekleştiği –     Napoleon Bonaparte’ın kendini imparator ilan ettiği, Haussman’ın parisi yeniden inşaya kalkıştığı –   dönem olsa da Türkiye’de 1970’lerdir   (Görmez, 2012: 2.). 1950’lere kadar olan süreç için şu rahatlıkla söylenilebilir ki Türkiye’de kentsel siyasetin aktörle ri tamamen “kamu yöneticileri”  idi. Tabi bu noktada Türk İdari Tarihindeki ilk belediye olma niteliğine sahip olan –    Altıncı Daire -i Belediye  –    Beyoğlu gibi bazı özel mekânlarda  belediye hizmetlerinin 19.Yüzyıldan beri verildiğini de belirtmek gerekir (http://www.beyoglu.bel.tr/beyoglu-belediyesi/detay/Beyoglu-Belediyesi-Hakkinda/9/1/0). Bu noktada şunun da altını çizmek gerekir ki o dönemin belediye başkanları seçimle iş başına gelmemektedir. O dönemin belediye hizmetleri de “genel siyasetin” içersinde yer almaktadır. Bunların dışında kente dair bir hizmeti yoktur.  Tü rkiye’de Belediye başkanlarının seçimle iş başına geleceği seçimlerde 1960 darbesinin de etkisiyle adaylar genellikle Haşim İşcan gibi asker kökenli ya da askere yakın kimselerden oluşmuştur. Onun için Türkiye’de kentsel siyasetin aktörleri genel olarak “toplumsal sınıflar, sermaye ve devlet   (iktidar)” üçgeninde işlemektedir. Türkiye’de kentsel siyasetin etkisinin 1960’lardan sonra canlandığını söyleyebiliriz. Tabi bunda Le Fabvre, Castell gibi düşünürlerin o döneme etkilerinin ve 68 kuşağının etkilerini görmezden gelemeyiz (Tuncel, 2010: 87.). 1960 Sonrası bilhassa 1970’lerde Türkiye’de belediyelerde ve belediyecilik anlayışlarında bir takım değişiklikler gerçekleşmiştir. Ankara, İzmir, İstanbul gibi  büyük şehirlerde ve bazı küçük şehirlere, bir yerindenlik   meselesi gündeme gelmeye  başlıyor. Bu dönemde dünyada ve kuzey avrupada “temsilen oy vermek değil onun  BJSS Balkan Journal of Social Sciences /  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi  Volume/ Cil  t 6 Issue/ Sayı 12   145 daha da genişletilmesi ve yerindenleştirilmesi asıl demokratik olandır” eğilimi vardır. Türkiye’de de bu durum etkisini göstermiştir. Bu bağlamda da bir   adem-i merkeziyetçilik ne kadar güçlüyse o kadar demokratiktir ve yerinden katılım o oranda yüksektir. Örneğin: “Kanal İstanbul” gibi büyük bir projeyi İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yapmaya kalkarsa, sonuç itibariyle çok büyük kapsamlı ve şehirde yaşaya n insanların gündelik hayatını direkt olarak etkileyen bir proje olacağı için bu proje İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanın “tamam mı devam mı” projesi olabilir. Eğer ki şehirde yaşayanlar bu projeden memnun olurlarsa başkan yoluna devam eder, yok eğer ol mazlarsa bu proje başkanın son projesi olur. Peki ya eğer bu proje kararı Ankara’dan alınırsa? O zaman katılım ve aidiyet bir önceki duruma göre tam tersi olabiliyor. Çünkü yerindenlik azalmış oluyor.   Belirtilenler ışığında Türkiye’de 70’lerde kentsel siyasal alan genişledi, katılım arttı, belediyelerin projelerinde hem söylem olarak hem de uygulama olarak katılım arttırılmıştır. Hizmet üretimi açısından da yerinden olanın esas alındığına tanık olmaktayız. Örneğin bir ilçedeki ya da ildeki kira fiyatlarının    belediyeler tarafından karara bağlanabilmesi. Oradaki kentsel siyasetin birbirleriyle ilişkileri bağlamında gerçekleşir. Geçtiğimiz yıllarda Berlin’de kiraların bir üst limite tabi tutulması buna bir örnektir. 70lerde ilk defa ekmek fabrikasının kurulmasıyla, sütün belediyelerce bedava dağıtılmasıyla, zamanla “halk ekmek”e evrilen bir süreçle birlikte artık kentsel alan değişmeye başlıyor. Gecekondular ortaya çıkıyor. Dönemin fabrika işçileri için bir çeşit sosy al konut gibi düşünülebilir. Göçle kente gelen düşük emek gücüne hazine arazilerinde küçük konutlar yapılmasına müsaade ediliyor    (Aslanoğlu, 2000: 102.) . Bu süreçte kapitalist sermayenin cebinden bir çıkan da olmuyor. Bir nevi Türkiye’nin sıkışmış kapitalist sermaye üretiminin devlet eli aracılığıyla aşılması sürecinin en belirgin somut çıktılarıdır diyebiliriz gecekondular için. Tabi bu durum yine bir çeşit sosyal politika olarak da algılanabilir. Sonuçta dönem devletinin kırdan kente göçün gerektirdiği konutlaşmayı sağlayabilmesi bütçeye ciddi  bir yük olarak da yansıyabilirdi  ( Işık ve Pınarcıoğlu, 1999:  49). Devlet de bir şekilde görmezden gelerek –     belediyeler aracılığıyla elektriğini, suyunu, ruhsat, imarını v.s sağlamaktadır –    “işgalci” gecekondulara müsaade edilmiştir. Oysaki kamu arazileri kimsenin değildir, ya da bir diğer anlamda herkesindir. Çünkü kamusaldır adı üzerinde. Türkiye 1970’lerde yerel yönetimler kente direkt olarak müdahale ediyorlar,  bu yüzden de merkezle gerilim oluyor. Ankar  a’da Vedat Dolakay, İzmit’de Erol Köse, İstanbul’da Ahmet İstvan gibi belediye başkanlarıyla kentsel siyasette bir dönüm noktasının eşiğine gelinmiştir. “Ben bu kentin belediye başkanıyım ve bu kent için çalışıyorum” ifadesinin gerçekleştiği bir dönemdir bu dönem. Bu insanlar batıda kentsel kamusal alanın genişlemesinden etkilenmiş kimseler olarak Türkiye’de de bunu hedeflemişlerdir.    Ne yazık ki dönemin büroktarik hantallığı ve siyasi vesayet –    kaldı ki her ne kadar da bu popüler belediye başkanları Ankara’daki bakanlar gibi CHP’li olsalar da –    aracılığıyla kentsel siyasete maddi kaynak sağlanmaması ve onun kendine kaynak yaratmasının önüne geçilmesi ve en nihayetinde de bu kimselerin yeniden aday gösterilmemesiyle birlikte kentsel siyaset Türkiye’de ne yazık ki çok şey kaybetmiştir.    BJSS Balkan Journal of Social Sciences /  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi  Volume/ Cil  t 6 Issue/ Sayı 12   146 Bahsedilen belediye başkanları yerel halk tarafından bizzat tanınan, sevilen, halkla temas halinde bulunan, gecekondu mahallelerine değinen ve onlara –   önceden rüşvet gibi olsa da hizmet götürülen –    yönelik bir takım yasal yaklaşımlar ile onlara altyapı sağlamak, daha derli toplu bir gecekondu düzeni oluşturmaya çalışmak   gibi çabalar sarf etmişlerdir  . Bu kimselerin halk için bir şeyler yapma çabası bunların (yerel siyasetçilerin) merkez siyasetçilere nazaran çok daha fazla sevilme lerine sebep olmuştur. Öyle ki bu sevilen, popüler CHP’li belediye başkanlarının seçim propagandalarını hazırlamış olduğu 77 seçimlerinde CHP yüzde 42’lik bir oy oranı ile kendi tarihinin en yüksek oyuna ulaşabilmiştir ( http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/06/13/34-yilin-oy-rekoru). CHP’nin seçimlerdeki başarının gerçek mimarıdır bu yerel siyasetçilerdir. Çünkü yereldeki hemen herkesle  –   örgütler, odalar, gruplar, tüccarlar, yoksullar v.b  –    kentsel bir ilişki kurabilmiştir. 73 - 74 arası yerel düzeydeki tecrübelerin başarılı bir sonucudur diyeb iliriz 77 seçim sonuçları için.    Ne yazık ki bu dönem Türkiye’de yerel - merkez arasındaki rekabette yerel lehine bir dönüm noktası olabilecekken merkezin “iktidara rakip olma” tehdidinin gereğini yaparak yereli bastırması ve bu kimseleri yeniden aday göstermemesi Türkiye’de yerel siyasetin çok geriye gitmesine sebep olmuştur. Eğer 70’lerde kentsel siyaset alanı genişlemişse bu büyük şehirlerd eki bahsedilen yerel siyasetçiler sayesindedir. Bu dönemde kentsel sorunların üstesinden gelebilmek için kapasitesi geliştirilecek aktörlerin başında belediyeler gelmektedir. Buna rağmen kentsel sorunların büyüklüğüne göre belediyelerin hem siyasal hem de ekonomik açıdan zayıf tutulması, yerel yönetimleri merkezi yönetime bağımlı hale getirilmesi, 1973 seçimlerinde yeni bir belediyecilik hareketinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.  1973 yerel yönetim seçimlerinde, büyük kentlerin gecekondu nüfusu ilk kez sosyal demokratlara oy verince, 1973- 1977 döneminde “Demokratik” ya da “Yeni Belediyecilik Hareketi” olarak adlandırılan yerel yönetim hareketinin doğmasını sağlamıştır.   Yeni belediyecilik anlayışı ile birlikte, 1973 - 1977 yılları arasında yerel demokrasi g üçleniyor, sendikalar güçleniyor ve yerel yönetimler güç kazanıyor  du. Bu yıllarda Türkiye’de hem gecekondular    hem de kooperatifler yükselişe geçmiştir  . Kentlerde otobüslerin, kamu taşımacılığının, kamusal hizmetlerin sunumunda artış gözlemlenmiştir. Bu yıllar içerisinde toplumun yoksul sınıfları ve emekçileri toplumsal refahtan diğer dönemlere göre daha fazla pay almaya başlamıştır  lar. Bu yıllar arasında toplumsal alan siyasetin içerisine öyle girmiştir ki, belediye  başkanlarının parti programı yazdıkları  bu dönem içerisinde görülmektedir. Yerellik üzerinden bir parti programı yazarlar. Ancak yerelliğin bu şekilde güçlenmesi merkezi yönetimi ürkütür ve 1978- 1980 arası yeni bir siyaset anlayışı oluşmaya başlar.   1980’li yıllar neo - liberal politikaların uygulanmaya başladığı yılları oluşturmaktadır. Neo - liberal politikalar ile yeni bir siyaset anlayışı oluşur ve bundan en fazla olumsuz etkilenecek olan kesim toplumun yoksul sınıflarıdır.  Engels, s ınıf mücadelesinin ve toplumsal yaşam koşullarının kentlerde yarattığı değişimi   şu şekilde  vurgula maktadı r:
Related Documents
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x