Finance

5 pages
216 views

Fantastik Bir Roman Okura Ne Söyler?: Harry Potter Serisinin Politiğine Giriş

of 5
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Share
Description
Fantastik Bir Roman Okura Ne Söyler?: Harry Potter Serisinin Politiğine Giriş
Transcript
  Yazının orijinali cocukyazini.com’da Ekim 2017 dosyasında yayınlanmıştır. Link: https://www.cocukyazini.com/ekim-2017-dosya-5   Fantastik Bir Roman Okura Ne Söyler? Harry Potter Serisinin Politiğine   Giriş   Büşra  Eser “Bir    çocuğun   yetişkinler    dünyasından   kaçıp  her açıdan  güçlü olduğu  bir yere gitmesi fikri bana çok ilginç geldi.”  Harry Potter kitaplarının  cildinde okuru, kitabın   yazarı  J. K. Rowling’den   alıntılanan  bu pasaj karşılar.  Seri boyunca Harry Potter’ın    Mugglelar   (büyücü kanı   taşımayan  insanlar) dünyasındaki   sıradan   hayatından   kaçıp  sihrin, büyünün ve olağandışılıkların   dünyasında   yaşadığı   maceraları  okuruz. Fakat seri ilerledikçe anlarız  ki Harry sadece daha güçlü olacağı  bir dünyaya gitmemiştir;  büyücü dünyasını n dirlik ve düzeni için belki canı    pahasına  mücadele etmekle yükümlü olduğu  bir savaşın  da içindedir aslında.  Bu savaş,  büyücü kanının   üstünlüğünü  savunan Karanlık   Lord Voldemort ve takipçileri ile ona karşı   savaşan  iyiler arasında  geçer. Harry bu savaşın  merkezindedir, çünkü Voldemort onu öldürmeye çalışırken  yok olmuş,  ekibi Ölüm Yiyenler dağılmıştır.  Seri boyunca Voldemort’un  geri dönme ve Harry’nin  onu engellemeye çalışma  mücadelesini okuruz. J. K. Rowling’in   1997’de    Harry Potter and The  Philosopher’s  Stone adıyla    başlayan  serisi, 2000 yılında  Ülkü Tamer tarafından  çevrilerek Türkiye’ye  gelir ve özgün ismine paralel  biçimde  Harry Potter ve Felsefe Taşı   olarak satışa  sunulur. İkinci  kitaptan, 2007 yılında  serinin  son kitabı   yayınlanana  dek metinleri bu kez Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu dilimize çevirir. Fakat serinin etki alanı  bu yıllarla   sınırlı  kalmaz. Seri henüz sonlanmamışken   romanların  sinemaya aktarılmasıyla  etki alanını   genişletir,   geniş  hayran toplulukları   oluşturur   ve popüler kültürün pek çok alanını  etkiler. Bu noktada, Gierzynski’nin   2013’te   yayımladığı   “Harry  Potter and the Millennials: Research Methods and the Politics of the Muggle Generation”  (Harry Potter ve 1980 Kuşağı:   Araştırma  Yöntemleri ve Muggle Nesli)[1] isimli bir araştırma,  Harry Potter hayranlarının  hayran olmayanlara göre farklılıklara  daha açık   ve politik olarak toleranslı  olup daha az otoriter olduklarını  ve işkence  ya da orantısız  güç uygulamalarını  daha az desteklediklerini  bulgulaması   açısından  ilginç bir popüler kültür ça lışması   örneğidir.  Öte yandan bu  bulguların   rastlantı   olmadığını   düşünüyorum.   Rowling’in  fantastik edebiyat türünü kullanması,   anlatısını  kurarken okuyucusuna bu mesajları   iletebileceği  bir konum almasına  imkân sağlıyor   olabilir. Bugün sahip olduğumuzdan  tamamen farklı  bir evreni kurgulayıp  anlatan fantastik edebiyat, bu dünyada da adaletsizliklere sebep olan pek çok şeyi;  güçlülük ilişkilerini,  hâkimiyet kurma isteğini,  birilerine özden kutsallık   atfetmeyi, işkence  ve şiddeti  ve dahasını  o evrenin kendi  bağlamına   yerleştirerek   anlatabilir. Harry Potter serisinde zorlukları   göğüslemek,   savaş  durumunda alınan  konumlar, farklılıkları   karşılama   şekli,  üstünlük kurma gibi temalar, iyi ile kötü arasındaki  mücadeleyi ve doğruyu  anlatmak için kullanılır   ve buradan Harry’ye  de iyiler tarafında  daha ileri bir doğruluk,   sağlam  karakterlilik ve iyilik konumu atfedilir. Böylece iyinin aldığı,  özellikle Harry’nin,   doğru  konumlar ve kötülerin, Felsefe Taşı   kitabı  özelinde Dursleyler ve Slytherinlilerin, konumları   yukarıd a  bahsettiğim  temalar çevresinde gösterilerek okuyucuya bahsi geçen mesajların   verilebileceği   bir ortam sağlanır.  Hikâyeyi özetlersek; annesini ve  babasını  bir araba kazasında  kaybeden Harry, teyzesi ve eniştesinin  evinde  büyümüştür.  Harry bu evde hizmetçi-köle arası  bir şekilde  büyür. Kendine ait herhangi bir şeyi  yoktur, merdiven altındaki  dolapta uyur, cezalıyken  orada kilitli kalır,  evin işlerini  yapar. Bu evde Dudley’nin  eski oyuncakları  için bile ayrı  bir oda varken Harry’ye  yer yoktur. Kuzeni Dudle y’nin  eski kıyafetlerini  giyer. Dudley hunharca tüketen, doymayan, kıran,  hep daha fazlasını  isteyen biri olduğu  için obezdir ve onun kıyafetleri   Harry’ye  hayli büyük gelir, bu ona gülünç bir görünüm verir. Hem bu görüntü yüzünden hem de Dudley insanları  tehdit ettiği  için kimse Harry’nin   etrafına   yaklaşmaz,  bu yüzden hiç arkadaşı  da yoktur. Harry  bu şekilde  annesiz,  babasız,  onlara ait bir anıdan  mahrum, ilişkisiz,   iletişimsiz  ve kendine ait hiçbir şey  olmadan büyür. Dursleyler onu  bebekliğinden  beri horlayarak büyütür: “Dursleyler    Harry’den  hep böyle söz ederlerdi, sanki kendisi orada yokmuş  gibi -ya da söylenenlerin zaten farkına  varmayacak iğrenç  bir şeymiş,  bir sümüklüböcekmiş   gibi”  (Rowling 33). Doğum  gününde hediye ettikleri şey  bir elbise askısı  ve eski bir çift çoraptır   (57). Bu şekilde  Harry ailenin ve iyi bir duygunun ne demek olduğunu  bilmeden 11 yaşına  kadar gelir. Böyle bir  bebeklik ve çocukluk geçiren birinin, ileride kendilik problemleri yaşayacağını,   sağlıklı  bir kendilik geliştiremeyeceğini  ve daha birçok psikolojik problemle karşılaşacağını  öngörebiliriz. Fakat Harry’de  böyle bir durum gözlemeyiz. Harry büyücü dünyasında   tanıştığı  hiç kimseyle herhangi bir iletişim,   yakınlık   problemi yaşamaz,  hatta Hagrid, Ron ve Hermione ile güzel  bağlar   kurar. Hogwarts ona tam anlamıyla  yuva olmuştur.  Burada “masada  bir yeri vardır”.  Seçmen Şapka  onu Gryfindor’a   yerleştirdiğinden  beri, Gryfindor masasında,  kendi  binadaşları    arasında   oturacağı  bir yere sahiptir artık.  Böylece Hogwarts, Harry için birileriyle aynı  tarafta durduğu,  yer işgal   etmediği  ama bir yerinin olduğu  ve burada tanıştığı  insanlar sayesinde  paylaşmak,  sevmek gibi hisleri yaşadığı,   arkadaşlığı   deneyimlediği  ve ailesiyle olan  bağlarını   öğrendiği  bir yer hâline gelir. Dikkatli  baktığımızda,  Harry diğer   karakterlerin sahip olduğu   kişilik    zaaflarına  da sahip değildir.  Ron, kendisinden daha  başarılı  olan ağabeylerinin  gölgesinde  büyümüştür,  onlar her şeyi   yapmış   olduğu  için kendisine yapacak bir şey   kalmadığını   düşünmektedir   (119). Bu yüzden içinde bir sürü hırs    barındırır,  Kelid aynasında  kendini ağabeylerinin    başardığı   şeylerin   toplamını    başarmış   şekilde  görür (223). Hermione ukalalığı  ile çevresindekileri rahatsız  eden  bir karakterdir, hatta Ron bir keresinde onun hiçbir arkadaşı   olmamasından  dem vurarak ne kadar sinir bozucu biri olduğuyla  dalga geçer. Dumbledore dahi hikâyede mutlak olumlu değildir,  delilik ve dâhiliğin   ortasında  duran bir karakterdir. Kendisi Percy tarafından   “Dahidir   o. Dünyanın  en iyi büyücüsü! Ama orası  öyle, hafifçe kafadan çatlaktır”  (144-5) şeklinde   anlatılır.  Dumbledore ara sıra  absürt konuşmalar   yapsa da hikâyenin bilgesidir. Harry’nin  ise tüm bu davranışları,  büyücü dünyasından  uzakta büyümesinden, karşılaştığı   şeylere   alışılagelen   kalıplar   üzerinden değil,   yabancı  tepkileri vermesinden kaynaklansa da kişiliğinin   yüceliğine  vurgu yapıldığını  yer yer görürüz. Harry  paylaşmayı  bilir, cesurdur, en  başından  beri iyiliğin   tarafında  olmaya çabalar, yardımseverdir   ve kendisine asla özel ya da farklı  bir muamele yapılmasını  istemez. Ona yapılan  iyiliklere karşı  mahcup olur (98). Seçmen Şapka’nın   söylediğine  göre, içten içe kendini kanıtlama  arzusuyla dolu olsa da bunu yıkıcı  bir hırsa   dönüştürmez.   Çalışarak,  hak ederek  başarmak   ister ve şöhretini  kötü yönde kullanmaya çalışma z. Aslında,   “masada  yeri olma”   teması  Harry, Hermione ve Ron’un  karakterleri ve arkadaşlıkları   açısından  önemlidir. Burada “masada  yeri olma hissi”ni  Sara Ahmed’in   hatırlattığı   şekliyle   kullanıyorum.  Aileler “aynı  tarafta olma”  ya da “masada  yeri olma”  hissini, kişiye  özgü farklılıkları  mutlu nesneye dönüştürerek   verebilir (64). Kişiye  özgü ifadesi, aslında  karakterde ya da mizaçtaki tuhaflıkları  da ifade eder ve bu tuhaflıklar   dahi bahsi geçen aidiyetle iyi hislere ve  bağlılıklara   dönüşür.   Harry’ye  bu hissi veren Hogwarts’ta   kurduğu   arkadaşlıklardır   ve aralarındaki  küçük farklılıklar   ya da rahatsız  edici özellikler bile onların   arkadaşlığını  ve maceralarını    bağlayıcı  hâle getirir. Felsefe Taşı  hikâyesi de aynı   şekilde   Harry’nin   doğruluk   konumunu yükseltir. Felsefe Taşı,  onu kullanana ölümsüzlük ile sonsuz altın  vadeden ve sadece simya ilminde ustalaşmış  Nicholas Flamel’in   yapmayı    başarabildiği  efsunlu bir taştır.  Flamel bu taşı  665 yaşına  gelene kadar kullanmıştır.   Sonrasında  ise taş,  Hogwarts içerisinde, ona ulaşmak   isteyenlerden korunmaktadır   (252). Voldemort dünyaya insan formunda geri dönmek için var gücüyle taşa   ulaşmaya   çalışırken   taş   Harry’nin  cebinde, korunmak için belirir. Dumbledore’a  göre bunun tek sebebi, Harry’nin   taşı  kendi çıkarları   doğrultu sunda kullanmak istemeyecek kadar temiz yürekli olmasındandır   (342). Hikâyede sadece Voldemort Felsefe Taşı’nı   kullanacağı  bir hayatı  ister, iktidar hırsıyla  dolu olduğundan  güç sahibi olduğu  bu dünyadan hiç ayrılmayacağı  bir yaşam  ister. Ölümü ayrı  bir serüven olarak görmekten ya da ölümün olmadığı  bir yaşamın   anlamsızlığını  kavramaktan acizdir, zaten içinde insanlık   dahi yoktur, tamamen canlı  bile değildir   (340-4).  Hikâyenin mutlak kötüleri, Karanlık    Lord’a   yakınlığı  ile bilinen Slytherinler ve Muggle aile Dursleylerdir. Slyherinler, içlerinde Karanlık   Lord Voldemort’un  emellerini  barındıran,  büyücü kanının   üstünlüğüne  ve  başkaları  üzerinde kullanılması   gerektiğine  inanan, farklı   olanları;  Muggle doğumluları,   diğer   büyülü yaratık   ve türleri küçümseyen in sanlardır.  Slytherinliler, kitapta özcü bir yaklaşımla  tasvir edilir. Draco Malfoy kuşaklardır   Slytherinli olan ve Karanlık    Lord’a   yakınlığı  ile bilinip bu sebeple  başkalarına  korku veren bir ailede  büyümüştür.  Onun arkadaşları  için de kötü kalpliye benzeyen ve ahmak tasvirleri kullanılır.  Harry Malfoy’u  karakter olarak kuzeni Dudley’e  benzetir (94), Draco, Hagrid’i  yabaniye benzeterek aşağılar   ve Harry ile Muggle’ların  yani, onlarla -büyücülerle- aynı   kanı    paylaşmayanların   Hogwarts’a   alınmamasıyla  ilgili fikirlerini  paylaşır   (95). Draco, Weasleyleri de küçümseyerek aslında   büyücü dünyasındaki   sınıfsal   farklılıklara  da işaret  eder. “Babam  bütün Weasleylerin kızıl   saçlı,  çilli olduklarını,   yetiştirebileceklerinden  çok daha fazla çocuk yaptıklarını   söylemişti.   Bazı   büyücü ailelerin ötekilerden üstün olduğunu   yakında   anlayacaksın,   Potter”  (129). Dursleyler ise Harry’nin  ailesinden, sihirden, olağandışı  her şeyden  nefret ederler. Büyünün gücünden korkularını,  nefret olarak yansıtırlar,   Harry’nin  büyücü kanından  ötürü gösterdiği  her farklılığa  güç uygulayarak, cezalandırarak    karşılık   verirler. Farklı  bir dünyanın  mümkün olduğu  fikrinden, hayal gücünden, meraktan ve soru sorulmasından  dahi hoşlanmazlar.   “Dursley’leri  onun soru sormasından  daha çok sinirlendiren bir şey  varsa, o da herhangi bir şeyin   olağandışı   davranışlarıyla  ilgili konuşmasıydı,  konu ister düş,  ister çizgi film olsun, fark etmezdi”  (36).  Harry Potter   özelinde, iyilik ve kötülüğün  mücadelesi gibi fantastik anlatılarda   sık   rastlanan  bir temaya Rowling, vermek istediği   mesajları   yerleştirir.  Mesela Rowling, iyiliği  ve kötülüğü   farklılıklara   açıklık   çevresinde şekillendirir.  Dursley ve Slytherinlilerin kötülükleri, onların   farklılıklara   karşı   aldıkları  konumlarla  pekişir.  Dursleylerin normalliğin    patikasını  izleme yolundaki arzuları   onları   farklı  olan her şeyden  beri kılarken  Slytherinliler ve karanlık   taraf Ölüm Yiyenler, kendilerinden farklı  olanlar, güçsüzler üzerinde hâkimiyet kurmayı   hakları  olarak görürler. Bunun için  başkalarını  horlamaktan, onlara kara büyü uygulamaktan, şiddetten  ve onların  iradelerini hiçe saymaktan kaçınmazlar.   İlk   kitaplarda belki de Voldemort’un  saf kötülüğü  ve korkutuculuğuna  mukabil, Harry’ye  bir doğruluk   konumu atfedilerek ahlaki ve iyi olanın   altı  çizilir, bu şekild e Rowling iyilik ve kötülük saflarını   sıkılaştırır.  Fakat seri ilerledikçe, belki hitap ettiği  kitlenin yaşı  da  büyüdüğünden,  gri karakterlerin sayısı  artar. Serideki mesajlar, ilk kitaplarda  baskın  olan özcü  bakışın  da yumuşatılmasıyla,  fikrimce, daha sofistike bir hâle getirilir. Belki bu yüzden bahsettiklerim, ileride “Fantastik   bir roman bize ne anlatır,  neler yapmaya imkân verir ve bunlar politik midir?”   sorularıyla  incelenebilir. Burada politik kelimesini, iktidar ilişkileri  ve güç ilişkileri   arasın daki  bağıntıları  ortaya koymaya çalışan   yapıtlarda   olduğu  gibi[2]kullanarak, güç temeline dayanan ırk,   sınıf   ve cins gibi kesin çizgileri olan gruplar arasındaki   ilişkiyi   tanımlamak   için kullanıldığı   şekliyle  kullanabiliriz. Çünkü  Harry  Potter   serisi, Sihir Bakanlığı  gibi bir kurumla; Ölüm Yiyenlerin yöntemleri ve emelleriyle, ev cinleri, cincüceler, devler, atadamlar gibi farklı  türlerin ilişkileriyle  bize böyle bir zemin sağlıyor.  Son söz olarak, Türkiye’de  bir Harry Potter nesli araştırması   yapılabilir   mi  bilmiyorum ama hikâyede karşılaştığımız  kötülerle faşizmin   değişik    formlarını  görmemizden, seçimlerimizle doğru   olacağımız   mesajlarından,  bir olağanüstü  durum olan savaş   karşısında    insanların   aldığı  konumlardan, insanların  iyiler ve kötüler olarak ikiye ayrılmadığını  gösteren Sihir Bakanlığı’ndan,   Hermione’nin  ev cinlerinin özgürleştirilmesi   kampanyalarından  özellikle hikâyenin ilk kuşak    okuyucuları  olarak çok şey   öğrendiğimizi   düşünüyorum.  [1] Millenials; 1980-90 yılları   arasında   doğan  ki şileri  isimlendirmek için kullanılan,  Y kuşağı  olarak da anılan  bir terim. Araştırma  bu yıllarda   doğan,   ABD’de   yaşayan  1100 üniversite öğrencisiyle   yapılmıştır.  Harry Potter okuyarak ve filmlerini izleyerek büyüyen ve bugünün oy kullanan yetişkinleri  olan bu çocuklarının  politik duruşlarının  Harry Potter okumuş  olmaktan etkilenip etkilenmediğini    bulmayı   amaçlamaktadır.  [2] Bknz: Millett, Kate. Cinsel Politika. Çev. Seçkin Selvi. 2. Basım.   İstanbul:  Payel , Çağdaş   Kadının   Kitapları  Dizisi, 1987 Kaynakça     Ahmed, Sara.  Mutluluk Vaadi . Çev. Deniz Mayadağ.   İstanbul:  Sel Yayıncılık,  2016.    Gierzynski, Anthony.  Harry Potter and the Millennials: Research Methods and the Politics of the Muggle Generation.  Johns Hopkins University Press, 2013.    Rowling, J. K.  Harry Potter ve Felsefe Taşı.  Çev. Ülkü Tamer, Kutlukhan Kutlu.12. Basım.   İstanbul:   Yapı  Kredi Yayınları,  2000.
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks